egebit
Girişim9 Ağustos 20262 dk okuma

İzmir'in girişim ekosistemi neden 'küçük ama sağlam' görünüyor?

İzmir'de girişim sayısı İstanbul'un çok altında, ancak kapanma oranı da farklı. Şehrin ekosistemini ayıran yapısal nedenlere bakıyoruz.

İzmir'in girişim ekosistemi hakkında iki karşıt cümle aynı anda dolaşıyor: "İzmir'de iş yok, herkes İstanbul'a gidiyor" ve "İzmir sessiz sedasız iyi şirketler çıkarıyor." İkisi de kısmen doğru, çünkü ikisi farklı şeyi ölçüyor.

Sayı değil, hayatta kalma

İstanbul'un girişim sayısı üzerinden yapılan her karşılaştırmada İzmir kaybeder. Ama girişimlerin ne kadar yaşadığına bakıldığında tablo değişiyor ve bunun üç yapısal sebebi var.

Sermaye kıtlığı disiplin üretiyor. İzmir'de melek yatırımcı ağı İstanbul'a göre dar. Bu, kötü bir şey gibi görünür; pratikte kurucuları ilk günden gelir aramaya zorluyor. Yatırımla değil müşteriyle büyüyen bir şirket, yatırım turu kuruduğunda ayakta kalıyor.

Sanayi yakın. İzmir'in çevresinde gerçek üretim var: Kemalpaşa, Torbalı, Menemen, Manisa. Bir yazılım girişimi için ilk müşterinin 40 dakika mesafede olması, ürünün gerçek bir ihtiyaca oturma ihtimalini ciddi şekilde artırıyor. B2B ürünlerde bu, en az yatırım kadar belirleyici bir avantaj.

Ekip devir hızı düşük. Rekabetçi bir işe alım piyasası olmadığı için ekipler daha uzun süre bir arada kalıyor. Küçük şirketlerde bunun bileşik etkisi büyük.

Zayıf tarafı: ikinci aşama

İzmir ekosisteminin gerçek problemi kuruluş değil, büyüme aşaması. Bir şirket 10 kişiden 40 kişiye çıkmaya karar verdiğinde şu üç şeyi şehirde bulmakta zorlanıyor:

  1. Deneyimli üst düzey rol. Daha önce büyüme yönetmiş satış ya da ürün lideri havuzu dar.
  2. Büyüme sermayesi. Erken aşamada bulunabilen destek, sonraki turlarda İstanbul'a bağlı hâle geliyor.
  3. Yurt dışı ağ. Uluslararası müşteri ve ortak ilişkisi kurmak, kişisel çabaya kalıyor; kurumsal bir kanal yok.

Bu üçü yüzünden şirketlerin bir kısmı belirli bir ölçekten sonra merkezini taşıyor — ve bu, dışarıdan "İzmir büyütemiyor" gibi görünüyor. Doğrusu şu: İzmir kuruyor, ölçekleme aşamasında elinde tutamıyor.

Teknopark ve kuluçka tarafı

Şehirdeki teknopark ve kuluçka yapıları, özellikle üniversite bağlantılı olanlar, ilk yıl için ciddi bir maliyet avantajı sağlıyor: ofis, mentorluk, belirli vergi uygulamaları. Buradaki tipik hata, bu yapıların müşteri getireceğini sanmak. Getirmiyorlar; maliyeti düşürüyorlar, ki bu da değerli ama farklı bir şey.

Kuluçka programına giren bir ekibin ilk altı ayda ölçmesi gereken tek şey, programın kendi müşteri sayısını değiştirip değiştirmediği. Değiştirmiyorsa, program bir ofis kirası indirimidir; öyle değerlendirilmelidir.

Kurucular için pratik çıkarım

İzmir'de kurulan bir B2B girişim için sahada işleyen yol haritası kabaca şöyle:

  • İlk 10 müşteriyi 100 km yarıçapta ara. Yüz yüze görüşülebilen müşteri, uzaktaki müşteriden daha hızlı geri bildirim verir.
  • Yatırımı ikinci yıla ertele. Gelirle geçen ilk yıl, hem değerlemeyi hem de pazarlık gücünü yükseltiyor.
  • Uzaktan çalışan ile yerel ekibi karıştırma. Şehirde bulunamayan uzmanlık için uzaktan çalışan almak makul; ama çekirdek ekibin aynı odada olması, bu ölçekte hâlâ fark yaratıyor.
  • Referansı yaz. İzmir'de iş referansla yürüyor. İlk beş müşterinin yazılı referansı, sonraki yirmi müşterinin en ucuz kanalı.

Sonuç

İzmir'in ekosistemi "küçük ama sağlam" görünüyor çünkü gerçekten öyle — ve bunun sebebi şehrin daha akıllı olması değil, sermayenin dar olması. Bu dar kanal, kötü fikirleri erken eliyor.

Asıl mesele, sağlam kurulan şirketleri büyüme aşamasında şehirde tutabilmek. Ekosistemin bir sonraki eşiği orada.

Bunlar da ilgini çekebilir