egebit
Yazılım7 Eylül 20264 dk okuma

İzmir'de uzaktan çalışma alanları: kafe, ofis, kütüphane karşılaştırması

Kafe, kütüphane ve ortak çalışma alanı aynı işi kaldırmıyor. Hangi iş tipinin hangi ortama gittiğini ve bir mekânı yarım saatte test etmenin yolunu anlatıyoruz.

Uzaktan çalışan sayısı arttıkça İzmir'de tuhaf bir manzara oluştu: sabah dokuzda Alsancak ve Bornova'daki kafelerin masalarında laptop, kulaklık ve yanına çekilmiş priz kablosu. Aynı saatlerde ilçe halk kütüphanelerinin okuma salonlarında da benzer bir kalabalık var, ortak çalışma alanlarında da. Üç ortam da "çalışılabilir" görünüyor, ama aynı işi kaldırmıyorlar. Soru şu: hangi iş için hangisi?

Ortamı değil, iş tipini seçmekle başlanıyor

Uzaktan çalışan birinin günü tek parça değil. Kabaca üç tür seans var ve bunların ihtiyaçları birbirinden farklı.

Birincisi derin iş: kod yazmak, rapor kurmak, bir tasarımı bitirmek. Kesintisiz iki üç saat ister, ses istemez, ekranın arkasından geçen insan istemez.

İkincisi toplantı işi: kamera açık, mikrofon açık, karşı tarafa net ses gitmesi gereken saatler. Burada asıl kısıt yükleme hızı ve arka plan gürültüsü.

Üçüncüsü hafif iş: e-posta, takip, düzeltme, kısa aramalar. Bu tür iş neredeyse her yerde yapılabilir ve seçim tamamen konfora kalır.

Çoğu insanın "kafede çalışamıyorum" ya da "kütüphane bana göre değil" demesinin nedeni, üç iş tipini tek ortama sıkıştırmaya çalışması. Ege'deki uzaktan çalışanların gününü nasıl böldüğüne bakınca, iyi çalışan düzenin çoğunlukla karma olduğu görülüyor: sabah tek tip, öğleden sonra başka tip.

Kafenin verdiği ve aldığı

Kafenin en büyük avantajı erişim. İzmir'in hemen her mahallesinde yürüme mesafesinde bir tane var, rezervasyon gerekmiyor, gündelik maliyet bir içecek fiyatı kadar.

Aldığı ise öngörülebilirlik. Aynı kafe saat ona kadar sessizken on birde doluyor, öğle servisi başlayınca masa devir hızı yükseliyor ve müzik seviyesi çoğu mekânda akşama doğru artıyor. Kamera açık bir toplantıyı kaldıran kafe azdır; arka plandaki espresso makinesi mikrofonun anlamlı ses saydığı bir gürültü üretir.

Bir de kimsenin konuşmadığı bir konu var: masa sahipliği. Bir kafede üç saat oturmanın karşılığı, işletme açısından, o masanın üç saat kapalı kalması. Yoğun saatte tek kişilik masayı işgal edip tek içecekle oturmak, mekânın uzaktan çalışanlara bakışını zamanla değiştiriyor. Bölgede bazı işletmelerin öğle saatlerinde laptopa kapalı olmasının arkasında bu var, düşmanlık değil.

Kütüphane sessizliği bedavaya veriyor, karşılığında esneklik alıyor

İzmir'de belediyeye ve merkezi yönetime bağlı halk kütüphaneleri ile üniversite kütüphanelerinin bir kısmı dışarıdan gelene açık. Sessizlik, geniş masa, iyi aydınlatma ve genellikle priz burada bedava. Derin iş için üç ortam arasında en uygunu.

Karşılığında iki şeyi bırakıyorsunuz. Birincisi konuşma hakkı: telefonla konuşmak da, sesli toplantıya girmek de salon içinde mümkün değil. İkincisi saat esnekliği. Kütüphaneler kapanış saatine ve tatil günlerine bağlı çalışır; akşam sekizden sonra çalışan biri için düzenli bir seçenek değil.

Kütüphaneyi kullanacaksanız pratik olan yol, ses gerektirmeyen bütün işleri o bloğa toplamak. Toplantıları öğleden sonraya, dışarıya alan bir düzen kurulabiliyor.

Ortak çalışma alanı bir hizmet, kira değil

İzmir'de ortak çalışma alanları son yıllarda merkez ilçelerin dışına da yayıldı. Buradaki teklif, masa değil; sabit internet, telefon kabini ya da toplantı odası, kilitli dolap, adres ve çoğunlukla bir yazıcı.

Karar verirken bakılacak şey aylık ücretin kendisi değil, o ücretin neyi kapsadığı. Toplantı odası saat kotasına mı bağlı, kota bitince ne oluyor? Sabit masa mı yoksa boşta olanı kullanma hakkı mı satılıyor? Akşam ve hafta sonu erişimi var mı? Aynı fiyat etiketi, bu sorulara verilen cevaplara göre çok farklı iki hizmeti tarif edebiliyor.

Ortak çalışma alanı, düzenli olarak müşteriyle görüşen ve haftada birkaç kez sesli toplantıya giren biri için genellikle kendini çıkarıyor. Ayda birkaç gün dışarıda çalışan biri için ise kafe ve kütüphane karması daha ucuz kalıyor.

Bir mekânı tek ziyarette test etmenin yolu

Uzun anlatım yerine, gidip yerinde bakılacak beş şey var. Bu liste bir mekânı yarım saatte eliyor:

Yükleme hızını ölçün, indirmeyi değil. Kamera açık toplantıda tıkanan taraf yüklemedir ve kafelerdeki paylaşımlı bağlantılarda ilk düşen odur. Telefonun mobil verisini kapatıp bağlanın ve bir hız testi yapın.

Prizin masaya uzaklığına bakın. Priz duvarda ama masa ortadaysa, o mekânda pil ömrünüz kadar oturursunuz.

En gürültülü saati sorun. Personel bunu bilir ve genellikle doğru söyler. "Öğlen on iki ile bir buçuk arası dolarız" cevabı, planınızı kurmanız için yeterli bilgidir.

Masaya oturduğunuz açıyı kontrol edin. Ekranınız kapıya ya da geçiş yoluna dönükse, arkanızdan geçen herkes dikkatinizi bölmenin yanında ekranınızı da görür. Müşteri verisiyle çalışan biri için bu, konfor değil sorumluluk meselesi.

Çıkış saatinizi baştan belirleyin. Kalabalık saatte masayı bırakacağınızı bilmek, hem sizin planınızı hem işletmeyle ilişkinizi düzeltiyor.

Sonuçta kurulan şey bir rota

İzmir'de uzaktan çalışanların yerleşik hale gelmiş düzeni tek mekân değil, ikili ya da üçlü bir rota. Sabahın ilk bloğu sessiz bir salonda derin iş, öğleden sonra kafede hafif iş ve kısa görüşmeler, sesli toplantı gerektiren günlerde ortak çalışma alanı ya da eve dönüş.

Bugün yapılabilecek somut şey şu: önümüzdeki haftanın işlerini yukarıdaki üç tipe ayırın, her tipe kaç saat gittiğini yazın. Toplantı saatiniz haftada beş saati geçiyorsa ortak çalışma alanı fiyatlarına bakmanın vakti gelmiş demektir. Geçmiyorsa, evinize yürüme mesafesindeki bir kütüphane ile bir kafeyi test edip rotayı oradan kurmak yeterli.

Bunlar da ilgini çekebilir